İcra İnkâr Tazminatında Borçlunun İtirazının Haksız Olması ve Likid Alacak Kavramları

23.06.2024

Contents

Giriş

Para veya teminat alacaklısı, herhangi bir mahkeme kararına hatta bir belgeye ihtiyaç duymaksızın doğrudan icra dairesine başvurarak borçluya karşı icra takibi başlatabilir. Başka bir ifadeyle alacaklı herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın borçlunun malvarlığına hukuken el koyabilmektedir. Ancak elbette menfaatler dengesinin sağlanması için borçluya da kendisine yönelik başlatılan takibe itiraz ederek icra takibini durdurma imkânı sağlanmıştır. Bu aşamadan sonra alacaklının takibe devam edebilmesi yani itirazı hükümden düşürebilmesi için hukukumuzda çeşitli yollar öngörülmüştür. Bu yollardan biri olan itirazın iptali davası ile alacaklı takibi devam ettirebilir ve alacağının varlığını hükme bağlayabilir. Alacaklının itirazın iptali davasında haklı çıkması halinde, borca haksız yere itiraz eden borçlu aynı zamanda bir özel hukuk cezası türü olan icra inkâr tazminatı ödemeye mahkûm edilebilmekte ve bu düzenlemeyle alacaklının alacağına geç kavuşması nedeniyle uğradığı zarar tazmin edilmeye çalışılmaktadır. Bu yazımızda itirazın iptali davalarında alacaklı lehine icra inkâr tazminatına hükmedilmesinde borçlunun itirazının haksız olması ve alacağın likid olması kavramları öğreti ve yargı kararları çerçevesinde ele alınacaktır.

i. Borçlunun İtirazının Haksız Olması

Borçlunun haksızlığı ifadesi, borçlunun borca itiraz ederek davanın açılmasına sebebiyet vermesi anlamına gelir. Nitekim borçlu itiraz etmekle icra takibini akamete uğratmakta ve alacaklı itirazı hükümden düşürebilmek için itirazın iptali davası ikame etmek zorunda kalmaktadır.[1] Bu çerçevede borçlu dava açıldıktan sonra itirazından vazgeçse dahi itiraz ederek itirazın iptali davası açılmasına sebebiyet verdiğinden icra inkâr tazminatına mahkûm edilir.[2]

Kanun’un 67/3. maddesinde ifade edildiği üzere, itiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise borçlu hakkında tazminata hükmedilmesi için kötü niyetin varlığı aranır. Hükmün mefhum-u muhalifinden anlaşıldığı üzere, borçlunun kendisinin bizzat borca itiraz ettiği hallerde, diğer şartların gerçekleşmiş olmasıyla beraber kötü niyetin varlığı aranmamaktadır. [3] Buna karşın alacaklı aleyhine hükmedilen icra tazminatında kötü niyet şartı aranmaktadır.

İtirazın iptali davası devam ederken borçlunun takip/dava konusu borcunu ödemesi halinde dava konusuz kalmaktadır. Ancak borcun ödenmesi ve davanın konusuz kalması, borçlunun itirazında haksız olduğunu gösterdiğinden eğer ortada aşağıda detaylı açıklanacağı üzere likit bir alacak bulunuyorsa yine icra inkâr tazminatına hükmedilecektir.[4]

Borçlu itiraz etmekle birlikte, itirazın iptali davası ikame edilmeden önce borcun tamamını öderse bu durumda Yargıtay’a göre alacaklının itirazın iptali davasını açmakta hukuki yararı olmaması nedeniyle dava reddedilir ve icra inkâr tazminatı söz konusu olmaz. Borçlunun davayı kabul etmesi halinde de diğer koşulların da varlığı halinde, borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilebilir. Nitekim borçlu ilk celsede davayı Kabul etmiş olsa bile ödeme emrine itiraz ederek ilamsız icra takibini durdurduğu için icra inkâr tazminatına mahkûm edilebilmektedir.[5]

ii. Likit Alacak Kavramı

Alacaklının alacağını ispat etmesi, yani davanın borçlu aleyhine sonuçlanması her zaman borçlunun itirazında haksız olduğu anlamına gelmez. Bazı hallerde alacaklı alacağını talep etmekte haklı olsa dahi talep edilen alacak likit olmadığından borçlu itirazında haklıdır ve bu hallerde icra inkâr tazminatına hükmedilemez.

Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte ise ve böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkünse; borçlu yalnız başına yargılama gerekmeksizin ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, bu durum alacağın likit ve muayyen olduğu anlamına gelir.[6]

Doktrinde genel kabule göre borçlu takip konusu alacağın tüm unsurlarını kolayca hesap edebilmekteyse, alacağın miktarının belirlenmesi için taraflarca yapılacak herhangi bir anlaşmaya veya mahkemece tayin edilecek bilirkişi incelemesine gerek duyulmuyorsa alacak likiditedir [7] ve bu hallerde borca itiraz edilmesi durumunda icra inkâr tazminatı gündeme gelecektir.

Yargıtay’a göre likit sayılan alacaklardan bazıları;[8] satış sözleşmesi uyarınca düzenlenen (itiraz edilmeyen) faturaya dayanan alacak[9]; taraflar arasında düzenlenen protokolden kaynaklanan alacak[10]; ödünç (karz) sözleşmesinden doğan alacak[11]; satış bedeli (semen) alacağı[12]; kira sözleşmesinden doğan kira alacağı[13] şeklindedir. Buna karşılık itiraza uğrayan faturadan kaynaklanan alacak[14], kaçak elektrik kullanımından kaynaklanan alacak[15], sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan alacak[16] Yargıtay’a göre likit değildir.

Sayılan alacaklar likidite açısından bir fikir vermekteyse de örneğin haksız fiil kaynaklı alacakların belirsiz, sözleşme kaynaklı alacakların likit olduğuna dair bir genelleme yapmak yerinde olmayacaktır.[17] Her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirme yapmak gerekmektedir.


[1] Ejder Yılmaz, “İcra İnkar Tazminatı Açısından “Likid Alacak” Kavramı”, Bankacılar Dergisi, Sayı 67, 2008, s. 87.

[2] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.3.2001 tarih ve 19-266/273 sayılı kararı.

[3] Murat Atalı, İbrahim Ermenek, Ersin Erdoğan, İcra ve İflas Hukuku, Ankara, 4. Bası, Yetkin Yayınları, 2021, s. 157.

[4] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 23.06.2011 tarih ve 2011/6749 E. 2011/8424 K. sayılı kararı: “..icra.takibi ve davadan sonra yapılan ödemeler kısmi ödeme niteliğinde olup, talepten önce davalının temerrüde düşürüldüğü de ileri sürülüp kanıtlanmadığından mahkemece davalının icra takibine itirazının asıl alacak üzerinden iptâline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda yasal faiz yürütülmesine, ihtilâf konusu olmayan 10.07.2007 tarihindeki 9.500,00 TL ile 26.06.2007 tarihli 1.435,00 TL’lik kısmi ödemelerin Borçlar Kanunu 84. maddesi hükmü dikkate alınarak İcra Müdürlüğü’nce infaz aşamasında nazara alınmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır. Öte yandan davacı yanca düzenlenen faturalar davalıya tebliğ edilerek itiraza uğramadığı gibi, davalı tarafından asıl alacak davadan sonra Kabul edilerek ödenmiş olduğundan borçlu itirazında haksız ve alacak da likittir. Bu halde davalının İİK’nın 67/II. maddesi gereğince icra inkâr tazminatı ile de sorumlu tutulması yerine yanlış değerlendirme sonucu bu istemin reddi de usul ve yasaya aykırı olmuştur. Belirtilen sebeplerle kararın bozulması gerekmiştir. Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 03.04.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi...”


[5] Gülcan Sunar, İcra Hukukunda İcra Tazminatı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1995, s. 136.; Muhittin Akman, İcra ve İflas Hukukunda İcra İnkar Tazminatı (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi) Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya, 2009, s. 82.

[6] Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 16.05.2018 tarih ve 2018/9388 E. 2018/12781 K. sayılı kararı.

[7] Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, Evrim Dağıtım, İstanbul, C. 1, 1988, s.304.

[8] Adnan Deynekli, Sedat Kısa, İtirazın İptali Davaları, Ankara, Turhan Kitabevi, 2013, s. 179 vd.; Talih Uyar, Alper Uyar, Cüneyt Uyar, İcra ve İflâs Kanunu Şerhi, İstanbul, Bilge Yayınevi, 2014, s. 4378 vd.; Baki Kuru, İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul, Adalet Yayınevi, 2004, s. 230-231.

[9] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 28.10.2004 tarih ve 4506/10762 sayılı kararı.

[10] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.02.1994 tarih ve 19-829/43 sayılı kararı.

[11] Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 12.10.1984 tarih ve 5340/6195 sayılı kararı.

[12] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 01.12.2003 tarih ve 10530/11988 sayılı kararı.

[13] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 21.10.2004 tarih ve 3304/10380 sayılı kararı.

[14] Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 25.6.1993 tarih ve 6410/3052 sayılı kararı.

[15] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 10.5.2004 tarih ve 10217/5427 sayılı kararı.

[16] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 04.05.2004 tarih ve 3134/5133 sayılı kararı.

[17] Atalı, a.g.e., s. 156.

This website is available “as is.” Turkish Law Blog is not responsible for any actions (or lack thereof) taken as a result of relying on or in any way using information contained in this website, and in no event shall they be liable for any loss or damages.
Ready to stay ahead of the curve?
Share your interest anonymously and let us guide you through the informative articles on the hottest legal topics.
|
Successful Your message has been sent